Genel, YAŞAM
KIRMIZININ EN ACI TONU!

KIRMIZI SEVERMİSİNİZ?

Merhabalar herkese. Kendimi en rahat, en savunmasız, en huzurlu hissettiğim tek yer bu sayfaların satırları. Yazılacak, konuşulacak, tartışılacak o kadar çok şey var ki… ve benim kalemim ne zaman kağıtla buluşsa huzur doluyor içime. Bugün de spontane olsun istedim. belli bir konu altında toplamadan biraz sohbet edelim biraz.  Günceli alalım ele sizinle. Ele alınacak çok şey var çünkü. Bir önceki yazımla bu yazım arasında sadece günler var ama öyle şeyler yaşandı ki güzel ülkemde. Öyle göz yaşları döküldü öyle sızladı ki içimiz. Sadece benim ülkemde de değil. Eline tüfeği alıp 3 yaşlarında bir çocuğu o tüfekle korkutup, ağlatıp buna da kahkaha atan o miniğinde küçücük elleriyle tüfeği itmeye çalıştığını gördüğüm videolara şahit oldum.

Daha yeni çocuk istismarını konu edinmişken gördüğüm o sahneler oturup hüngür hüngür ağlattı beni. nereden mi bahsediyorum Halep’ten… Nereden mi bahsediyorum İstanbul’dan, Kayseriden… Yani yasa boğulan Türkiye’den. 

Ben bu sitede sağlık üzerine bir şeyler kaleme almaya çalışıyorum. Bunlar ne alaka dersiniz belki. Ama benim için en büyük sağlık sorunlarının olduğu bir haftaydı. Bu konular en az kanser kadar hırpalayan, grip gibi bulaşan, AIDS gibi kurtulması imkansız gözüken ama sürekli çare aranan konulardan biri. Ülkemin, dünyanın farklı yerindeki korkutulan bebeklerin Ruh Sağlığı hakkında yazmak da benim görevim. Bu satırlardayken henüz başlığa karar bile veremedim.

 İnsanlığa çağrı mı, kocaman bir hiç mi, gözyaşı mı

 

Yazı başlığım ne olsun bilemedim. 

Yaşadıklarım, üstelik sadece bir hafta içerisinde yaşadıklarım sel gibi geçiyor gözümün önünden. Başlayalım mı? 10 Aralık günü… Bir gün öncesinde sınavdan çıktığım gibi (benim için zor ve bunaltıcı bir sınavdı) eve falan uğramadan atladım otobüse. dedim bir İstanbul turu atayım. Kuzenimi de özlemiştim. Gittim sürpriz yaptım teyzeme. Öğrencisiniz tabi özlemişsiniz ev havasını. Ruhumu doyurdum bir güzel. Ertesi gün hadi dedim Elif kalk. bugün çok gezecez. Uykumuz bölünsün de istemiyorduk gezmek de istiyorduk. Neyse giyindim süslendim doğru Beşiktaş’a… Hani onlarca kaybın yaşandığı yer varya oraya. önce pasaja uğradık bir kaç alışveriş sonra Ortaköy de kumpir yemeden olmaz dedik. Sonra atladık vapura Üsküdar’a… Kız Kulesinin güzelliğinde kahve içtik. Saate baktık geç olmuş bayağı hadi dedik kalkalım. Vapura bineceğiz Beşiktaş a geri gideceğiz. Oradan eve… Elif dedi ki dönüşü Eminnönünden yapalım. Beşiktaş vapuruna binmeyelim. Tamam dedim ne olacak sanki… çok şey olacakmış bilemedim. Eve geldik son dakika haberleri boy boy. Beşiktaş ta patlama. Sevineyim mi şimdi Beşiktaş vapuruna binmediğim için sevineyim mi?  Rus ruleti mi oynuyoruz, yazı tura mı atıyoruz sağ kalmak için. Biz o gece yaşamak için Eminönü vapurunu seçtik. Bu kadar mı değersizleşti aldığımız nefes. ha bir de sevinme(!) kısmı var. Öyle ya şans eseri  yaşadık. Peki ya gidenler. O gencecik yiğitler… UTANDIM o gece. yaşıyor olmaktan utandım. Hepsinin sevgilisi, nişanlısı, kardeşi annesi var. Onlardan biri olmadığıma şükrettim sanmayın. en az onlar kadar yaşadım içimde.

Çok geçmedi Eskişehir e geri döndüm. Dersler başladı tabi. amfiye gittim. Arkadaşımın yüzünden düşen bin parça… ne oldu dedim. “Daha ne olsun dedi, biz uyurken dün gece 4 kadın, 6 çocuk, 28 erkek olmak üzere müslüman kardeşlerimiz Halepte vuruldu dedi.” Daha ne olabilir ki… Kalakaldım tükürüğüm boğazımda kilitlendi. yutkunamadım. Daha istanbulun yası dinmiş miydiki? olayların akış sırası farklı olabilir. Ben kendi zaman tünelime yansımalarını yazıyorum bu arada. Nefret ediyorum haber izlemekten çünkü. Canım çok yanıyor bu aralar. her neyse sonra o en başta bahsettiğim videoyu gördüm. Hüngür hüngür ağladım. Bir arkadaşımı arayıp  polis ol asker ol gebert şunları dedim. Dua ettim Allahım o miniği bir şekilde evlatlık bari edineyim yazık nasıl korkmuş dedim. Bunları laf olsun diye demiyorum gerçekten içimde üzüldüm. sonra bir haber geldi Türkiye arabuluculuk yapmış ateşkes sağlanmış. dedim çok şükür. İyi ki varsın TÜRKİYEM dedim bir kez daha. Artık halkımın oyunlara gelmeğini hiç bir siyasi görüş gözetmeden nasıl birlik olduğunu görebiliyordum. Bunun için çok şükür dedim işte. A partisi B partisi C partisi değildi artık amaç. Bu ülkenin vatandaşı olup birleşmek, hem kendi derdimiz hemde başkalarının acısına ortak olmak için… Tabi uzun sürmedi. Ateşkes iptal. yani diyorlar ki yetmedi daha çok canlar yakacağız…

Yaşadığına Sevinememek;

Ülke olarak biz bunlara yanalım duralım. Halep’e üzülelim derken booommmmm…. gözünüzü şehit haberiyle açıyorsunuz. Kayseri de silahsız, savunmasız mehmetlerime bombalı saldırı… Yataktan kalkmadan aldığınız haber bu. Birisi ordan tanıdık birisi eski lisemin mezunlarından diğeri şu annenin kuzusu bir ötekisi şu kızın yari… Açıldı mı yine yaralar? üzüldük mü yine, yaşlar döküldü mü? Peki bir sağlıkçı olarak soruyorum bu kadar kısa sürede bu kadar acıya hangi yürek dayanır.  Bu kadar strese bu kadar korkuya hangi can dayanır. Yetmedi mi verdiğimiz canlar. Bayrağımız yeteri kadar kırmızı değil mi? Az mı geliyor dökülen yaşlar. Tuzlu suya mı hasret kalındı da göz yaşı akıtılıyor. deniz var iş görmez mi? Gerçekten soruyorum artık YETMEDİ Mİ?

yıllarca her türlü sınava tabii tutulduk. Gelişme kalkınma uğrunda asırlar boyu mücadele verdik. Tarihe dönüp baktığımda görebildiğim tek şey halkın azmi ve savaşıyken bu vatan uğruna bu hain saldırılarda gözlerini yuman abilerimin ardından döktüğümüz yaşlar yetmedi mi? Elimden dua etmekten başka hiç bir şey gelmiyor. Bu en acısı. Birileri ölüyor, biz şans eseri hayatta kalıyoruz bambaşka yerlerde bambaşka olaylar oluyor. Ama ben hiç bir şey yapamıyorum. Sadece diyorum ki bu ÜLKE BÖLÜNMEZ…

Hatta anatomik olarak bile böyle. insan kafatasında “cella turcika” adı verilen türklük kemiği anlamına gelen bir yer vardır. Oraya hipofiz bezi oturur ve hipofiz bezi yaşamsal faaliyetlerimizin sürdürülmesinde, öğrenme hafıza gibi olaylarda çok aktif rol oynar. O bezin olmaması demek ağır hasar ve kayıplar demektir. Yani toparlayacak olursam. Her ne kadar elimden bir şey gelmiyor desemde elimden gelen ne varsa yapmaya hazırım. Bu ülke ve içinde yaşayanlarının refahı, huzuru sağlığı için ben birey olarak kendimi bu uğurda büyüteceğime kendi kendime söz verdim. Hep birlikte olduğumuzu biliyorum. Kocaman bir yüreğiz bunu da biliyorum. Bu hüzün dolu haftanın ardından tek bir umudum tek bir hayalim yaklaşan yeni yıldan yeni günlerden tek bir dileğim var…

TÜRKİYEM VE ONUN EN KAHRAMAN GÜZEL İNSANLARI MEHMETİNDEN AYŞESİNE SELİMİNDEN ECESİNE, TEK ARZUM  GÜNEŞİN HİÇ BATMADIĞINI GÖREBİLMEK BU ÜLKEDE…

Belirtmem gereken bir şey var bu yazıyla ilgili. her hangi bir siyaset amacı gütmeden benlik duygularımın bende yarattığı izlenimlerle sizinle dertleşmek istedim. Yanlışlıklara meyil vermek istemem. Sabrınıza minnettarım bu yazıyı sonuna kadar okuduğunuz için.

Sağlıcakla kalın. Mutlu haftalar.